KADIN HAKLARI VE KADININ AİLEDEKİ YERİ
Kadın hakları ve eşitliği meselesi, tarih boyunca sürekli gündemde olan ve farklı şekillerdetartışılan bir konu olmuştur. Aslında bu tartışmaların temelinde biyolojik farklardan çok,toplumların kadına yüklediği roller, sorumluluklar ve beklentiler yer alır.İlk Türk devletlerinde kadın rolüne bakılacak olursa kadın, aile ve toplum içinde oldukçagüçlü bir konuma sahipti. Erkekle eşit görülür, sosyal hayatta aktif rol alır, gerektiğindesavaşlara katılır ve yönetimde söz sahibi olabilirdi. Bu durum, kadının yalnızca aile içindedeğil, devlet yapısında da etkili olduğunu gösterir. Türk-İslam devletleri döneminde isekadının aile içindeki konumu, önceki dönemlere göre daha karmaşık ve çelişkili bir hâlalmıştır. Bir yandan kadınların sosyal hayatta aktif olduğu, hatta yönetimde söz sahibi olmayadevam ettiği görülürken; diğer yandan zamanla ev içine çekilen, denetim altında tutulan birkadın anlayışının da ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. İslamiyet’in kabulünden sonra eski Türkgeleneklerinin bir süre devam ettiği ve kadınların saygın konumlarını kısmen koruduğugörülür.Kadının toplumdaki yerine Osmanlı döneminde bakılacak olursa, özellikle kuruluş dönemindekadınlar sosyal ve siyasi hayatın içinde aktif bir konumdaydı. Örneğin, devlet işlerinekatılabiliyor, sultan eşleri yönetimde söz sahibi olabiliyor ve kamusal alanda erkeklerlebirlikte yer alabiliyordu. Anne rolü aile içinde merkeziydi; çocukların eğitimi ve günlükihtiyaçlarının karşılanması annelere aitti.Kadın rolündeki asıl değişikliler Cumhuriyetin İlanının ardından önem kazanmıştır.Türkkadınının aile ve toplum içindeki rolü, tarihsel sorumluluklar ve kazanılmış haklar arasındaşekillenmiştir. Kurtuluş Savaşı’nda cephede ve cephe gerisinde aktif rol oynayan kadınlar,hem mücadeleci kimlikleriyle hem de toplumsal görünürlükleriyle ön plana çıkmıştır.Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlar hukuksal alanda önemlikazanımlar elde etmiştir. 1926 Medeni Kanunu ile tek eşlilik kabul edilmiş, evlilikte yaşsınırları belirlenmiş kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiş ve mirasta kadın ile erkek eşithaklara sahip olmuştur.Eğitim düzeyi arttıkça bireyler evlilikkararlarını daha bağımsız verebilmekte, ancak geleneksel ritüeller (nişan, kına, çeyiz vb.) hâlâyaygın olarak sürdürülmektedir. Türkiye’de çekirdek aile modeli baskın hale gelmiş, köydenkente göç, ekonomik koşullar ve kadınların iş hayatına katılımı bu değişimi hızlandırmış.Sonuç olarak kadının toplumsal hayattaki konumunu güçlendirmek adına atılacak adımlardabaşta kadının ekonomideki yeri düşünülmelidir. Bu bağlamda Türkiye ekonomisininkalkınmasında erkeklerle eşit katkı sağlanabilir. Bunun yanı sıra eğitimde fırsat eşitliği vebireyin kendini özgürce ifade edebilmesi kadının toplumsal katkısını artıracaktır. Bununlailgili ülkemizde mevcut hükümetin faaliyete geçirdiği halk eğitim merkezleri ADEM kurslarıkadınlara yönelik mesleki ve teknik eğitim veren kurumların başındadır. Eğitim sonrasında iseihtiyaç duyulan istihdam politikalarında eşit hakların sağlanması kadının ekonomikbağımsızlığını güçlendirirken ülke ekonomisine de katkı sağlayacaktır. Son olarak toplumdakadının birey olarak tanınması, toplumsal özgürlük ve uluslararası hak savunması içinzorunluluk haline getirilmeli ve kadınlar için güvenli bir yaşam oluşturulmalıdır.Bugünkü köşe yazısının altında genç yetenek Sıla YAŞAR hanımefendi ve Kadirlimizin emekli öğretmenlerinden Mebrure AKÇALI hanımefendinin imzaları vardır.Kendilerine teşekkür eder sağlıklı günler dileriz.


