KALABALIKTA FAKAT ÇEVRİMDIŞI

8 Mayıs 202696

Hiç bu kadar “bağlı” olup bu kadar kopuk olmamıştık.Cebimizde dünya var, içimizde kimse yok.
Kalabalıklar çoğaldı, temas azaldı. Masalar dolu, sohbetler boş. Göz göze geliyoruz ama kimse kimseye değmiyor. Çünkü artık bakmak, görmek demek değil; duymak, anlamak demek değil. Hepimiz aynı sahnedeyiz ama kimse kimsenin hikâyesini izlemiyor.
Modern çağın en büyük ironisi şu: Herkes birbirine ulaşabiliyor, ama kimse kimseye erişemiyor. “Çevrimiçi”yiz, ama hayata karşı çevrimdışıyız. Birbirimizin fotoğraflarını beğeniyoruz ama hayatına dokunmaktan çekiniyoruz. Kalpler emojilerde çoğaldıkça, gerçek kalpler susuyor.
Yalnız bedenleriz biz. Aynı evde yaşayıp birbirine yabancı kalan, aynı yatağı paylaşıp farklı rüyalar gören, aynı cümleleri kurup farklı yalnızlıklar yaşayan insanlar… Sessizliğimiz gürültülü, kalabalığımız tenha.
En trajik olanı ise , bu yalnızlığı biz seçmedik, ama benimsedik. Çünkü gerçek bağ kurmak yorucu, kırılmak riskli, anlaşılmak lüks oldu. O yüzden yüzeyde kalmayı tercih ettik. Derine inmek yerine kaymayı seçtik. Kimse kimseyi incitmesin diye, kimse kimseye değmez oldu.
Artık “nasılsın?” sorusu bir nezaket cümlesi, cevabıysa otomatik: “İyiyim.” İyi miyiz gerçekten? Yoksa sadece daha fazla sorgulamamak için iyiymiş gibi mi yapıyoruz?
İnsan, yalnızlığa alıştığında değil; onu fark etmediğinde kaybolur. Çünkü eksik olduğunu hissetmeyen biri, tamamlanmayı da aramaz. Ve en tehlikelisi, yalnızlığın konfor alanına dönüşmesidir. Kimseye ihtiyaç duymamak özgürlük gibi görünür; oysa çoğu zaman sadece vazgeçmişliktir.
Oysa insan, bir başka insanla var olur. Bir bakışta, bir susuşta, bir “ben buradayım” cümlesinde… Ama biz artık varlığımızı hissettirmek yerine, varmış gibi görünmeyi seçiyoruz.
Belki de bu yüzden en çok şu cümleye ihtiyacımız var:
“Gerçekten buradayım.”
Çünkü yalnız bedenler, ancak gerçekten temas ettiklerinde hatırlar:
Ruh, tek başına yaşamak için yaratılmadı.